İsrail ordusunun, Batı Şeria’nın Tulkerim kentinde bulunan Nur Şems Mülteci Kampı’nda yürüttüğü yıkıcı saldırılar ve zorunlu tahliyeler, yüzlerce Filistinliyi vatanlarından etti. 54 yaşındaki Nihaye el-Cundi, yaşadığı bu zorunlu göçü sadece bir yerinden edilme değil, aynı zamanda ‘acılı bir köklerinden sökülme’ olarak tanımlıyor. El-Cundi ve ailesinin yaşadıkları, iletişim, kimlik ve dilin zorluklarla harmanlandığı bir dramı gözler önüne seriyor.
Bu tür göç vakalarında, kişinin ana dilini ve kültürel kimliğini koruma mücadelesi ile iletişimde yaşanan engeller ön plana çıkıyor. Filistinli ailelerin, yıllardır süren çatışmalar ve sürekli yer değiştirme nedeniyle kendi aralarında ve yeni toplumlarla kurmak zorunda kaldıkları iletişim biçimleri hem fiziksel hem de duygusal kırılmalara yol açıyor. Dilin ötesinde, ortak hafıza ve belleğin kuşaklar arasında aktarımı da ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor.
Türkiye’den yurtdışına gitmek isteyenler için bu haber, zorunlu göçün sadece fiziksel bir hareket olmadığını, kültürel ve dilsel kimliğin de göçle şekillendiğini ortaya koyuyor. Yabancı bir ülkede yeni bir hayata başlarken, kendi dilini ve değerlerini korumanın psikolojik ve toplumsal anlamda ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca, göçmenlerin karşılaşabileceği iletişim sorunları, toplumsal aidiyet duygusu ve kültürel aktarımın sürekliliği gibi başlıkların da altını çiziyor.
El-Cundi’nin hikayesi, sınır ötesi yaşam planlayanlar için dilin ve iletişimin yalnızca bir araç değil, aynı zamanda aidiyet, direnç ve umut kaynağı olduğunu vurguluyor. Bu tarz deneyimler, yurtdışındaki Türk toplulukları için de kültürel kimliğin sürdürülebilirliği ve göç deneyimlerinin yönetilmesinde yol gösterici olabilir. Kaynak: https://www.cnnturk.com/dunya/israilin-evinden-ettigi-filistinli-kadin-bu-acili-bir-sekilde-koklerimizden-sokulmeydi-2376025

